Ana içeriğe atla

AYNÎ I

1.
      Dârü'l-fenâya her kişi 'üryan gelür 'üryan gider
      Bir lahza handân olmayup giryân gelür giryân gider



Kelimeler:
dâr: ev, yer, yurt. dârü'l fenâ: dünya fenâ: yokluk, ebedî olmayan; kötü, fena. 'üryân: çıplak. lahza: çok kısa zaman, an. handân: gülen, neşeli, mutlu. giryân: ağlayan, üzüntülü, mutsuz.



Nesre çeviri a):
[Dârü'l fenâya her kişi 'üryan gelür 'üryan gider. Bir lahza handân olmayup giryân gelür giryân gider.]


Nesre çeviri b):
[(Bu) fenâ yurduna herkes çıplak gelir, çıplak gider. (Gelenlerin hiçbiri) mutlu olmaz; (herkes) ağlayarak gelir, ağlayarak gider.]


Tasavvufî bir bakış açısının hakim olduğu beytin her iki mısrasında da tekrarlanan gelür ve gider fillerini, doğar ve ölür anlamlarıyla düşünmek gerekir. Diğer taraftan üryân gelmek ve üryân gitmek ifadelerini ise gerçek anlamları yanında; hatta bundan daha fazla mecâzî anlamlarıyla değerlendirmekte yarar vardır (kinâye). Gerçek anlamları dünyaya çıplak gelip çıplak gitmeye, mecâzî anlamlarıysa dünya hayatına yanında hiçbir varlık bulunmadan gelindiği gibi giderken de hiçbir varlık götürülmeyişine işaret etmektedir. Dünyayı ve dünya hayatını dârü'l fenâ; yani ebedî olmayan bir yurt olarak nitelendiren şair, ilk mısrada insanoğlunun hayata gözlerini açmasıyla kapaması arasındaki ilginç benzerliğe vurgu yapmıştır. Zira dünya hayatına gözlerini açtığında çıplak olan; yani hiçbir dünya malı bulunmayan insanoğlu, gözlerini dünya hayatına kapadığında da çıplak; yani yanında hiçbir dünya malı bulunmaksızın, dikişsiz bir kefene sarılı olarak gömülür. İkinci mısrada da dünyaya gelenlerin aslında hiç mutlu olmadıklarına işaret edilmektedir. Şair, bu düşüncesini ise insanoğlunun dünyaya gelirken de giderken de ağlamasına dayandırmış görünmektedir. Gerçekten de dünyaya gelir gelmez ilk tepkisi ağlamak olan insanoğlu, ölünce de gözyaşları içinde son yolculuğuna uğurlanır. Beyitte doğumu karşılayan gelür ile ölümü karşılayan gider filleri yanında, handân ile giryân kelimeleri de tezat oluşturacak biçimde kullanılmışlardır. Ayrıca beyitteki dört kelimenin (üryân, gelür, gider, giryân) tekrarlanarak kullanılmış olması da dikkat çekicidir.


2.
      Dünyâ ribât-ı köhnedür ya'ni ki mihmân-hânedür
      Kimse mukîm olmaz ana mihmân gelür mihmân gider


Kelimeler:
ribât: bağ, ip; yapı, konak, han. köhne: eski, modası geçmiş. mihmân: misafir. mukîm: ikmat eden, oturan, kalan.


Nesre çeviri a):
[Dünyâ, ribât-ı köhne; ya'ni ki mihmân hanedür. Kimse mukîm olmaz; ana mihmân gelür mihmân gider.]


Nesre çeviri b):
[Dünya, eski bir han; yani misafir hanedir. (Öyle ki) kimse (bu misafirhanede sürekli kalmaz. Ona herkes misafir olarak gelir misafir olarak gider.]


Gazelin matla beytiyle içerik bakımından uyum halinde olan beyitte dünyanın ve dünya hayatının geçici olduğuna vurgu yapılmaktadır. Şair, bu vurgu için iki teşbihten yararlanmıştır: ribât-ı köhne ve misâfirhâne. Şairin gözüyle dünya, hiç kimsenin sürekli kalmadığı, kısa süreliğine konup göçtüğü bir handan veya misafirhaneden başka bir şey değildir. İlk mısradaki ribât-ı köhne ile mihmân-hâne ifadelerine karşılık ikinci mısrada mukîm ve mihmân kelimelerini kullanarak beytin yapısı, düzenli leff ü neşr ile güçlendirilmiştir.


3.


      Dâra gider Dâra gelür dârına dünya devrinün
      Durmaz cihânun kasrına hâkân gelür hâkan gider


Kelimeler:
Dârâ: Hükümdar; efsanevî bir İran hükümdarı. dâr: ev, yer, yurt. devr: dönme, devretme. kasr: köşk hâkân: hükümdar, sultan.


Nesre çeviri a):
[Dünyâ devrinün dârına Dârâ gider Dâra gelür. Cihânun kasrına turmaz hâkân gelür hâkân gider.]


Nesre çeviri b):
[Dünyanın (sürekli) devr eden yurduna (bir) Dâra gider (bir) Dâra gelir. (Aynı şekilde dünya köşküne durmaksızın (bir) hakan gelir (bir hakan gider.]


Şair önceki beyitlerle aynı anlam dairesinde değerlendirilebilecek olan beyitte iktidar sahibi olmanın da geçici bir güç olduğuna vurgu yapmaktadır. Bunun için klâsik kültürde ihtişam simgesi sayılan ünlü İran hükümdarı Dârâ'ya telmihte bulunan şair, ilk mısrada hepsi de farklı köklerden geliyor olsalar da Dâra, dâr, dünyâ ve devr kelimeleri arasındaki ses ve anlam ilişkisinden yararlanmıştır. Zira dünya sürekli devr eden bir dâr; yani yurttur ve bu yurda Dârâ gibi nice hükümdarlar gelip gitmiştir. Ayrıca bu kelimeler sayesinde ilk mısrada â seslisi yanında d sessizinin altışar kez kullanılmasıyla dikkat çekici bir ahenk sağlanmıştır. Diğer taraftan Dârâ ve hâkân kelimelerinin tekrarlanarak kullanıldığı beyitte, gelür gider tezatıyla, dünya hayatındaki saltanatın geçici oluşuna vurgu yapılmaktadır.


4.
      Câhil olanlar hastadur 'âlimsin ana iy tabîb
      Her hastanun eyvâmına buhrân gelür buhrân gider


Kelimeler:
câhil: bilmeyen, bilgisiz; tecrübesiz. âlim; bilen, bilgili. tabîb: doktor, hekim. eyvâm: günler. buhrân: hastalıkta kriz dönemi, nöbet.


Nesre çeviri a):
[İy tabîb! Câhil olanlar, hastadur; ana 'âlimsin. Her hastanun eyvâmına buhrân gelür buhrân gider.]


Nesre çeviri b):
[Ey hekim! Cahiller hasta (sen) onlara âlimsin. (Bilirsin ki) her hastanın hayatına (zaman zaman) hastalık nöbetleri gelir gider.]


Câhil-âlim tezatıyla hasta-tabîb-buhrân tenâsübünün dikkat çektiği beyitte, şaire göre bilgi sahibi olmayanlar hastadır. Dolayısıyla âlim olan tabibin tedavisine ihtiyaçları vardır. Demek ki onların tedavisi, cehaletlerini, giderecek biçimde, öğrenmelerine bağlıdır. Şair, ikinci mısrada hasta olanların zaman zaman hastalıkların etkisiyle krize girmeleri imgesine yer vermiştir. Bu imge, şairin hasta kabul ettiği câhillerin de hastalıklarının zaman zaman depreştiğine zaman zaman da iyileştiğine işaret olarak sayılabilir. Zira felsefî bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, beyitte câhil hastaların dünyanın, hayatın ve yaratılışın sırlarını bilmeyenler; âlim olan tabibin de bu sırları bilen kimseler olduğu düşünülebilir. Bu durumda daha önceki beyitlerde geçici olduğuna işaret edilen dünya hayatının gerçek anlamının ve varlık sebebinin bilinmesi gerektiği vurgulanmış olmaktadır.


5.
      İy ehl-i dil bu biş güni hoş gör yüzün dut bu deme
      Her bir nefesde bu deme bin cân gelür bin cân gider


Kelimeler:
ehl-i dil: gönül ehli, halden anlayan. dem: zaman, devir; soluk, nefes; içki.


Nesre çeviri a):
[İy ehl-i dil! Bu biş güni hoş gör, yüzün bu deme dut. Bu deme her bir nefesde bin cân gelür bin cân gider.]


Nesre çeviri b):
[Ey gönül ehli! Bu (üç) beş günü hoş gör, yüzünü bu zamana çevir. (Zira) her bir nefeste bu zamana bin can gelir bin can gider.]


Gazelin önceki beyitlerinde dünyanın, dünya hayatının ve cehaletin olumsuzluğuna işaret etmiş olan şair, ''İy ehl-i dil!'' nidasıyla bu kez gönül ehline seslenmektedir. Dünya hayatının çok kısa olduğunu; bu sebeple çok da fazla dikkate alınmaması gerektiğini vurgulamak amacıyla kullanılan ''Bu beş güni hoş gör.'' cümlesi, gönül ehline bir nasihat niteliğini taşımaktadır. ''Bu deme yüzün dut.'' cümlesi de ''Bu zamana bak, bu hususu unutma.'' anlamıyla değerlendirilebilir. Her an binlerce insanın doğup binlerce insanın öldüğüne işaret edilen ikinci mısrada ise dikkat edilmesi istenen bu hakikat ortaya konmuştur. Beyitte gelür gider filleri, yine mecazî anlamlarıyla doğumu ve ölümü karşılamaktadır.


6.
      İy ibtidâ vü intihâ bilen zuhaldendür bu söz
      Evvelde âhirde gelen oğlan gelür oğlan gider


Kelimeler:
ibtidâ: başlangıç, ilk. intihâ: nihayet, son; bitme, tükenme. zuhal: Bugün Satürn olarak bilinen Zühal gezegeni. âhir: son, sonda, sonunda. oğlan: çocuk, evlat; erkek evlat.


Nesre çeviri a):
[İy ibtidâ vü intihâ bilen! Bu söz, suhaldendür. Evvelde âhirde gelen oğlan gelür gider.]


Nesre çeviri b):
[Ey başlangıcı ve sonu ilen! Bu söz, zühaldendir. Önce gelen oğlan/insan (da) sonra gelen oğlan/insan (da) gider.]


İbtidâ ve intihâ kelimelerine, Allah'ın varlığın öncesini ve sonrasını bilmesini vurgulamak üzere yer verilmiş görünmektedir. Dolayısıyla iy nidâsının muhatabı ezelin ve ebedin sahibi Allah olmalıdır. Diğer taraftan zuhalin yedinci kat gökten âleme nezaret ettiği kabulünü de dikkate almakta yarar vardır. Birinci mısradaki ibtidâ-intihâ tezatı gibi ikinci mısra da evvel-âhir tezatıyla başlamaktadır. Şair ''Evvelde âhirde gelen oğlan gelür oğlan gider.'' mısrasını, ''Önce ya da sonra gelmek (doğmak) hiç fark etmez, bu dünyaya kim ne zaman gelirse gelsin, er geç bir gün yine gidecektir.'' anlamıyla kullanılmıştır. Zira kimse bu dünyada ölümsüz değildir. Dahası gitmek de her zaman sıralı olmaz. Evvelde gelenin (doğanın) evvelde; âhirde gelenin (doğanın) de âhirde gitmesi şart değildir. Bir bakarsınız sonra doğan önce, önce doğan sonra gidebilir (ölebilir). Görüldüğü gibi gelmek ve gitmek kelimeleri, herhangi bir benzetme ilgisi kurulmaksızın, doğmak ve ölmek kelimelerinin yerine kullanılmıştır (mecâz-ı mürsel).


7.
      İy 'Aynî dîvânun getür gitsin kamu dîvân olan
      'Âdet durur 'âleme bu dîvân gelür bu dîvân gider


Kelimeler:
dîvân: meclis, büyük meclis; bir şairin şiir kitabı. kamu: bütün, hep. âdet: alışkanlık, gelenek. 'âlem: dünya.


Nesre çeviri a):
[İy 'Aynî! Dîvânun getür, kamu dîvân olan gitsin. 'Adet durur 'âleme bu dîvân gelür dîvân gider.]


Nesre çeviri b):
[Ey Aynî! Divanını getir (de) (diğer) bütün divanlar gitsin. (Zira) bir divan gelince diğerinin gitmesi âdettir.]

''İy Aynî!'' ifadesi, hem bir nida hem bir tecrid öğrenidir. Bu arada getür-gitsin ve gelür-gider kelimelerinin dikkat çekici biçimde tezat sanatını beyte hakim kıldığı görülmektedir. Âleme bir divanın gelip diğerinin gitmesi imgesi ise dîvân kelimesinin iki ayrı sözlük (gerçek) anlamına göre, farklı açılardan değerlendirilmeye muhtaçtır (ihâm/tevriye). Söz gelimi bu imge ile meclislere bir şairin divanının getirilmesi, adından onu kaldırıp bir başka şairin divanının getirilmesine işaret edilmiş olabilir. Beyitte dört kez tekrarlanan dîvân kelimesi ikinci mısrada hükümdarların meclisi, huzuru anlamıyla değerlendirildiğinde ise, hükümdarların gelip geçici olmalarına işaret edildiği düşünebilir. Şu halde ''Dîvân gelür dîvân gider.'' cümlesini, ''Mecliste bir şairin şiirlerinin okunması biter, diğerine geçilir.'', ''Bir meclis biter, diğeri başlar.'' ya da ''Toplantı üstüne toplantı olur.'' vb. şeklinde yorumlamak mümkündür.



Kaynak:
Prof. Dr. Menderes Coşkun, Prof. Dr. Ali İhsan Öbek, Doç. Dr. Yavuz Bayram - Gazel Şerhleri, Kesit Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KLÂSİK ŞİİRİMİZDE BEŞERÎ AŞK

Klâsik şiir ve şairlerimizle ilgili değerlendirmeler yapılırken beşerî aşk ve ilahî aşk nitelemeleri arasında büyük kararsızlıklar yaşanmaktadır. Bir şairden söz ederken veya bir şiir ele alınırken, bu tedirginlik çoğunlukla taşınır. Bu durumu tespit etmek ve genel değerlendirmelere ışık tutmak üzere sadece son yıllara ait iki örneğe yer verelim: ''Özellikle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmi'den başlayarak Yûnus Emre, Eşrefoğlu Rûmî, Dede Ömer Rûşenî, Niyâzi-yi Mısrî, Seyyid Nizâmoğlu Seyfullah, Nesîmî ve daha birçok mutasavvıf şairin manzum ve mensur eserleriyle gazel-ilâhilerinde tasavvufî özellikleriyle ele alınan aşk konusu, divan edebiyatının Şeyhî, Bursalı Ahmed Paşa, Necâti, Zâtî, Hayâli, Fuzûlî, Nâilî, Nâbî, ve Şeyh Gâlib gibi isimlerinin şiirlerinde ilâhî ve maddî-beşerî; Bâkî, Şeyhülislâm Yahyâ, Şeyhülislâm Bahâî, Nef'î ve Nedîm gibi şairlerde ise daha ziyade maddî-beşerî yönleriyle ele alınmıştır. Ancak bütün bu eserlerde maddî-beşerî-mecâzî yönleriyle ele alınan aşk...

BÂKÎ I

Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibârdan ''İlkbahar mevsiminden bir iz, bir belirti kalmadı; çimenlikte ağaçların yaprağı itibardan düştü.'' Bu gazelde Bâkî, adeta bir sonbahar manzarası resmi çizmektedir. İlkbahar mevsiminde her yer yemyeşildir; çiçek bahçelerinde eğlenceler düzenlenir, insanların gönülleri neşeyle dolar. Fakat sonbahar geldiğinde her şey tersine döner. Bu mevsimde baharın izleri silinir, yaprakları sarararak dökülür. Gazel boyunca sonbahardaki olumsuzluklar ile insanların hayatları arasındaki paralellikler kurulduğu dikkat çeker. Meselâ bu beyitte gençlik yıllarının geride kaldığına ve ömrün sonlarına gelindiğine işaret edilmektedir. İnsanın gençlik devrini tamamlayıp yaşlılık günlerini yaşamaya başlamasıyla gençlik günlerini özlemle yâd ettiğini, kendisini güçsüz bulduğunu ve çevresindekilerin gözünden düştüğünü hissettiğini söylemek mümkündür. Beyitte itibar kelimesine yoğun bir hüzün anlamı yüklen...