Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibârdan
''İlkbahar mevsiminden bir iz, bir belirti kalmadı; çimenlikte ağaçların yaprağı itibardan düştü.''
Bu gazelde Bâkî, adeta bir sonbahar manzarası resmi çizmektedir. İlkbahar mevsiminde her yer yemyeşildir; çiçek bahçelerinde eğlenceler düzenlenir, insanların gönülleri neşeyle dolar. Fakat sonbahar geldiğinde her şey tersine döner. Bu mevsimde baharın izleri silinir, yaprakları sarararak dökülür.
Gazel boyunca sonbahardaki olumsuzluklar ile insanların hayatları arasındaki paralellikler kurulduğu dikkat çeker. Meselâ bu beyitte gençlik yıllarının geride kaldığına ve ömrün sonlarına gelindiğine işaret edilmektedir. İnsanın gençlik devrini tamamlayıp yaşlılık günlerini yaşamaya başlamasıyla gençlik günlerini özlemle yâd ettiğini, kendisini güçsüz bulduğunu ve çevresindekilerin gözünden düştüğünü hissettiğini söylemek mümkündür.
Beyitte itibar kelimesine yoğun bir hüzün anlamı yüklenmiştir. Bahar mevsimi, ebedî olmadığı gibi gençlik de ebedî değildir ve bir gün sönüp gidecektir. İşte o zaman insanlar itibardan düştüklerini, kendilerine makamlarından dolayı saygı gösterenlerin gözlerinde eski itibarlarını bulamadıklarını göreceklerdir.
Eşcâr-ı bâğ hırka-ı tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan
''Bağın ağaçları, soyutlanma hırkasına girdiler. Sonbahar rüzgârı, çimende çınardan el aldı.''
Sonbaharda ağaçlar yapraklarını dökmüş ve şâirin ifadesiyle çıplaklık elbisesi giymişlerdir, yani çıplak kalmışlardır. Eskiden tarikata giren kimselerin dünyaya ait arzu ve isteklerinden temizlendiklerini, bunları terk ettiklerini sembolize eden bir hırka giymeleri adetti. Beyitte de ağaçların yaprak dökerek çıplak kalmaları dünyadan soyutlanmaları olarak hayal edilmiştir. Zira ağaçların süsleri yapraklarıdır. Yaprak döken ağaçların dünya süslerinden soyunup çıplaklık elbisesi giymeleri olarak değerlendirilmesi Bâkî'ye yakışan şâirâne bir hayâldir.
Divan şiirinde çınar, ululuğu bakımından dâimâ bir şeyhe benzetilir. Şâire göre, sonbahar mevsiminde çınarın yapraklarını döken rüzgâr da tarikata girmiş ve şeyhinden el almıştır. ''El almak'' kişinin tarikatta artık olgun hale geldiğini, irşat faaliyetlerinde bulunabileceği anlamına gelir. Çınar ağacının yaprakları şekil bakımından insan eline benzer. Beyitte rüzgârın çınarın ele benzeyen yapraklarını dökmesi artık onun da derviş yetiştirebileceği yani şeyhten el aldığı anlamında hayal edilmiştir. Nitekim çınardan el alan rüzgâr bahçedeki ağaçların yapraklarını dökmüş, şâirin hayaliyle onları dünya süslerinden arındırarak ağaçları dervişliğe hazırlamıştır.
Her yaneden ayağına altun akub gelür
Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan
''Bahçedeki akarsuyun kenarına her yandan altın sarısı yapraklar akıp gelir. Bâğın ağaçları, akarsudan yardım umarlar.''
Sonbahar mevsiminde bahçelerdeki ağaçların yaprakları sararak düşer ve bu yapraklar eğer bahçeden bir akarsu geçiyorsa onun kenarlarında ve üzerinde birikir. Hatta bazen akarsuyun sapsarı yapraklarla örtülerek görülmediği bile olur. Şâir bu yaprakları ağaçlar tarafından akarsuya sunulan altınlar olarak hayal etmektedir. Çünkü sonbaharda ağaçlar kurumuştur ve kendilerine yardım edecek olan akarsuya muhtaçtırlar. Ellerinde bulunan altınları akarsuya vererek ondan kendilerine yardım etmesini isterler. Himmet etmek, birisine el uzatmak, yardım etmek anlamındadır. Ağaçlar sonbaharda düştükleri zor durumdan kurtulmak için sudan himmet beklemekte ve onu ikna etmek için de akarsuya altın sunmaktadırlar.
Sahn-ı çemende durma salınsun sabâ ile
Âzâdedür nihâl bugün berg ü bârdan
''Yaprak ve meyveden kurtulmuş olan fidan, bugün sabah rüzgârıyla çimende durmadan salınsın.''
Sonbaharda bütün ağaçlar gibi fidanların da zaten az olan yaprakları ve meyveleri dökülür. Şâir bunu fidanın yüklerinden kurtulması, artık özgür hale gelmesi olarak hayal etmektedir. Saba rüzgârı esmeye başladığında zaten yapı olarak ince olan fidan sağa sola durmadan sallanmaya başlar. Şâir bu durumu, yani fidanların rüzgarla birlikte sallanmasını iki sevgilinin salınarak gezmeleri, dans etmeleri, şeklinde yorumlamaktadır.
Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
''Bâkî! Yapraklar çimende oldukça dağınıktır. Rüzgârdan bir şikâyeti var gibi görünüyor.''
Divan şiirinde en çok ele alınan konulardan biri de zamandan şikâyettir. Neredeyse bütün şâirler zamandan şikâyette bulunarak değerlerinin bilinmediğinden, insanların bozulduğundan, zulüm ve kötülüklerin arttığından dem vurmuşlardır.
Beyitte sonbaharda esen rüzgârların yaprakları etrafa dağıttıklarından bahsedilmiş ve yaprakların böyle dağınık olmaları, onların da zamandan şikâyet etmeleri olarak gösterilmiştir. Eski zamanlarda insanlar padişahın geçtiği yerlerde şikâyetlerini kağıtlara yazarak önüne atmak suretiyle padişahtan adalet talep ederlerdi. Beyitte buna göndermede bulunan şâir, yaşanılan devirden şikâyetin çok olduğunu her tarafın varaklarla dolu olmasıyla ifade eder.
Kaynak:
Mücahit Kaçar - Osmanlı Türkçesi ve Eski Türk Edebiyatı Dersleri İçin Örnek Metinler, Büyüyen Ay
Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibârdan
''İlkbahar mevsiminden bir iz, bir belirti kalmadı; çimenlikte ağaçların yaprağı itibardan düştü.''
Bu gazelde Bâkî, adeta bir sonbahar manzarası resmi çizmektedir. İlkbahar mevsiminde her yer yemyeşildir; çiçek bahçelerinde eğlenceler düzenlenir, insanların gönülleri neşeyle dolar. Fakat sonbahar geldiğinde her şey tersine döner. Bu mevsimde baharın izleri silinir, yaprakları sarararak dökülür.
Gazel boyunca sonbahardaki olumsuzluklar ile insanların hayatları arasındaki paralellikler kurulduğu dikkat çeker. Meselâ bu beyitte gençlik yıllarının geride kaldığına ve ömrün sonlarına gelindiğine işaret edilmektedir. İnsanın gençlik devrini tamamlayıp yaşlılık günlerini yaşamaya başlamasıyla gençlik günlerini özlemle yâd ettiğini, kendisini güçsüz bulduğunu ve çevresindekilerin gözünden düştüğünü hissettiğini söylemek mümkündür.
Beyitte itibar kelimesine yoğun bir hüzün anlamı yüklenmiştir. Bahar mevsimi, ebedî olmadığı gibi gençlik de ebedî değildir ve bir gün sönüp gidecektir. İşte o zaman insanlar itibardan düştüklerini, kendilerine makamlarından dolayı saygı gösterenlerin gözlerinde eski itibarlarını bulamadıklarını göreceklerdir.
Eşcâr-ı bâğ hırka-ı tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan
''Bağın ağaçları, soyutlanma hırkasına girdiler. Sonbahar rüzgârı, çimende çınardan el aldı.''
Sonbaharda ağaçlar yapraklarını dökmüş ve şâirin ifadesiyle çıplaklık elbisesi giymişlerdir, yani çıplak kalmışlardır. Eskiden tarikata giren kimselerin dünyaya ait arzu ve isteklerinden temizlendiklerini, bunları terk ettiklerini sembolize eden bir hırka giymeleri adetti. Beyitte de ağaçların yaprak dökerek çıplak kalmaları dünyadan soyutlanmaları olarak hayal edilmiştir. Zira ağaçların süsleri yapraklarıdır. Yaprak döken ağaçların dünya süslerinden soyunup çıplaklık elbisesi giymeleri olarak değerlendirilmesi Bâkî'ye yakışan şâirâne bir hayâldir.
Divan şiirinde çınar, ululuğu bakımından dâimâ bir şeyhe benzetilir. Şâire göre, sonbahar mevsiminde çınarın yapraklarını döken rüzgâr da tarikata girmiş ve şeyhinden el almıştır. ''El almak'' kişinin tarikatta artık olgun hale geldiğini, irşat faaliyetlerinde bulunabileceği anlamına gelir. Çınar ağacının yaprakları şekil bakımından insan eline benzer. Beyitte rüzgârın çınarın ele benzeyen yapraklarını dökmesi artık onun da derviş yetiştirebileceği yani şeyhten el aldığı anlamında hayal edilmiştir. Nitekim çınardan el alan rüzgâr bahçedeki ağaçların yapraklarını dökmüş, şâirin hayaliyle onları dünya süslerinden arındırarak ağaçları dervişliğe hazırlamıştır.
Her yaneden ayağına altun akub gelür
Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan
''Bahçedeki akarsuyun kenarına her yandan altın sarısı yapraklar akıp gelir. Bâğın ağaçları, akarsudan yardım umarlar.''
Sonbahar mevsiminde bahçelerdeki ağaçların yaprakları sararak düşer ve bu yapraklar eğer bahçeden bir akarsu geçiyorsa onun kenarlarında ve üzerinde birikir. Hatta bazen akarsuyun sapsarı yapraklarla örtülerek görülmediği bile olur. Şâir bu yaprakları ağaçlar tarafından akarsuya sunulan altınlar olarak hayal etmektedir. Çünkü sonbaharda ağaçlar kurumuştur ve kendilerine yardım edecek olan akarsuya muhtaçtırlar. Ellerinde bulunan altınları akarsuya vererek ondan kendilerine yardım etmesini isterler. Himmet etmek, birisine el uzatmak, yardım etmek anlamındadır. Ağaçlar sonbaharda düştükleri zor durumdan kurtulmak için sudan himmet beklemekte ve onu ikna etmek için de akarsuya altın sunmaktadırlar.
Sahn-ı çemende durma salınsun sabâ ile
Âzâdedür nihâl bugün berg ü bârdan
''Yaprak ve meyveden kurtulmuş olan fidan, bugün sabah rüzgârıyla çimende durmadan salınsın.''
Sonbaharda bütün ağaçlar gibi fidanların da zaten az olan yaprakları ve meyveleri dökülür. Şâir bunu fidanın yüklerinden kurtulması, artık özgür hale gelmesi olarak hayal etmektedir. Saba rüzgârı esmeye başladığında zaten yapı olarak ince olan fidan sağa sola durmadan sallanmaya başlar. Şâir bu durumu, yani fidanların rüzgarla birlikte sallanmasını iki sevgilinin salınarak gezmeleri, dans etmeleri, şeklinde yorumlamaktadır.
Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
''Bâkî! Yapraklar çimende oldukça dağınıktır. Rüzgârdan bir şikâyeti var gibi görünüyor.''
Divan şiirinde en çok ele alınan konulardan biri de zamandan şikâyettir. Neredeyse bütün şâirler zamandan şikâyette bulunarak değerlerinin bilinmediğinden, insanların bozulduğundan, zulüm ve kötülüklerin arttığından dem vurmuşlardır.
Beyitte sonbaharda esen rüzgârların yaprakları etrafa dağıttıklarından bahsedilmiş ve yaprakların böyle dağınık olmaları, onların da zamandan şikâyet etmeleri olarak gösterilmiştir. Eski zamanlarda insanlar padişahın geçtiği yerlerde şikâyetlerini kağıtlara yazarak önüne atmak suretiyle padişahtan adalet talep ederlerdi. Beyitte buna göndermede bulunan şâir, yaşanılan devirden şikâyetin çok olduğunu her tarafın varaklarla dolu olmasıyla ifade eder.
Kaynak:
Mücahit Kaçar - Osmanlı Türkçesi ve Eski Türk Edebiyatı Dersleri İçin Örnek Metinler, Büyüyen Ay
Yorumlar
Yorum Gönder